50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Yayalardan, müsellemlerden oluşan Osmanlı ordusunu, tımarlı sipahiler, akıncılar, azaplar, voynuklar (Bulgarcadan: at gereksinmesini karşılayan ve bakımını yapan takım) martoloslar, cerehotlarla destekleniyordu. Ancak daha büyük bir aygıta ihtiyaçları vardı. “Çeriler” dediği (sonradan Yeniçeri oldu) ve akıncı baskınlarında esir edilenlerin gücü yerinde, eli yüzü düzgün olanlarından seçtiklerini bu ordu için eğitmeye başladılar. Yeniçerilerin evlenmeleri yasaktı. Dahası aile dahil geçmişleriyle tüm bağları kılıçla kesilircesine kesildiği gibi kışlanın dışındaki toplumsal yaşamla her türlü ilişki de yasaktı. Tek kişinin, padişahın kuluydular. Sadece ondan emir alıyorlardı. Bu, bir yanıyla nakit akışı güçlü olan Osmanlı’nın düzenli ve paralı ilk ordusuydu.

“Allah Allah eyvallah/ Baş uryan, sine püryan, kılıç al kan.” Yeniçerilerin tarihe geçen bu nidası, bir savaş makinasının andı gibidir. Âşıkpaşazade’nin tarifi şöyle: “Gereklidir yeniçeri kapuda/ Ki Han’ı gözliyeler her tapuda.” Onlar hanedanlığın kayıtsız şartsız hükümranlığını sağlamak ve korumak için vardılar.

Edirne’nin alınmasından (1361) sonra çıkarılan pençik kanunuyla (ganimetin beşte birinin padişaha verilmesi geleneğine, esirlerin beşte birinin de eklendiği yasa) pençik oğlanı alınmaya başlandı. Devlet malı olan pençikler Yeniçeri Ocağı’na veriliyordu.

1396’da Osmanlı’yı Balkanlar’dan çıkarmayı amaçlayan Avrupalı 120 bin kılıca karşı Niğbolu’da kazandıkları zafer ve tımarlı sipahilerin savaş alanından kaçtığı Ankara Savaşı’ndaki (1402) sadakatleri Yeniçerileri giderek daha vazgeçilmez kıldı. Yeniçeri ocaklarında 16. yüzyıldan başlayarak Bektaşilerin belirleyiciliği gelişti. Bu, bir ideolojik aidiyet yaratmanın, birliği perçinlemenin yolu olarak benimsendi. Bu nedenle “Ocağ-ı Bektaşiyan” deniyordu. Hayvan derisinden yapılan ve “börk” denen başlıklar, ortaklaşmanın simgesi olan büyük kazanlar, Bektaşilikle bu kuruma gelen simgelerdi.
Yeniçeriler bir süre sonra Osmanlı egemenliğindeki Balkanlar’dan devşirilir oldu. Hıristiyan çocukları arasından sağlıklı, güçlü ve zeki olanlar özenle seçiliyordu. Sünnet ediliyor, adları değiştiriliyor ve Yeniçeri kalıbına sokuluyorlardı. Zeki ve hünerli olanlar saraya gönderiliyor, kalanlar Acemi Ocağı kışlasındaki 7 yıllık eğitimden sonra, Yeniçeri Ocağı’na geçiyordu. Ancak sıkı disipline bağlı bu ağır aygıtın, padişaha sadakati giderek sönmeye yüz tutmaya başladı. Saltanat kavgalarının belirleyicisi oldular. Artık vezirleri öldürüyor, taht alıp taht veriyorlardı. Disiplinleri, iç bağlılıkları ve yüksek vurucu güçleri sayesinde saltanat için bir tehdit örgütüne dönüşmüştüler. İlk ayaklanmalarının nedeni olarak “paranın gümüş ayarının düşürülmesi” gösteriliyor. Ancak bunu izleyen ve padişahları tahtan indiren ve öldüren hışımlarının arkasında Osmanlı’nın modernleşme hamlelerinin onlar için oluşturduğu tehdit görülebiliyor. III. Selim’in tahtan indirilip öldürülmesi, Nizam-ı Cedid adıyla yeni kurulan düzenli ordunun dağıtılması gibi olaylar bu kalkışmaların nedenlerinin ilk sırasında sayılıyor.

 Bir dönem Yeniçerilere ılımlı gibi yaklaşan II. Mahmut, kendi kurduğu ve “Asakir-i Mansure-i Muahammediye” dediği ordu güçlenince Yeniçerilerin varlığına, tarihe “Vaka-i Hayriye / Hayırlı Olay” diye geçen dehşet verici bir şiddetle son verdi. Yeniçeri kışlası, top atışları ve tutuşturulmuş yağlı paçavra gülleleriyle yakıldı ve yerle yeksan oldu. Sağ kalan yeniçerilerin bir kısmı yakalanıp idam edildi.

İçindekiler