50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Fotoğraf / Özcan Yüksek

Sivas’ın Divriği ilçesinde cami bölümünü Mengücek hükümdarı Ahmet Şah’ın, darüşşifa bölümünü Turan Melik’in yaptırdığı pek çok bakımdan “biricik” olarak değerlendirilen yapı topluluğu, Anadolu’da bu kapsamdaki ilk külliye olma özelliğini de taşıyor. Yapımının 1228/29 yıllarında bittiği anlaşılıyor.
Ulucami’nin mimari olarak “tekrar edilemez” olarak nitelenen pek çok üstün yanı ve üzerine oturtulduğu zeminin dolgu olan bölümünden ötürü de “talihsiz” denebilecek yanları var. Ancak yapının asıl önemini oluşturan taş oyma bezemedir. Üstelik bu bitmemiş bir bezemedir. Kimi taşların üzerinde ustaların taşı oymak için çizdikleri desen çizgileri hâlâ görülebiliyor.

Camiyle darüşşifa tek bir yapı denebilecek denli bitişik düzenlenmiş. Duvarları çok az pencere barındıran yapı basit denebilecek bir çatıyla sona eriyor. Ancak yapının taç kapılardaki çok zengin taş işçiliği, bu sade duvarlarla insanı çarpacak denli karşıtlık oluşturuyor. Caminin ana girişi olan kuzeydeki taş kapı en görkemlisidir. Yükselen ve alçalan geometrik şekiller, bitki desenleri, insanların çoğunda baktıkça büyüyen bir derinlik içinde yapının hareket ettiği yanılsaması yaratabiliyor. Benzersiz bir düş gücünün ürünü olan iri palmet ve yapraklar, basit ve sade sayılabilecek bir çerçevenin içinde ama neredeyse hiçbir sınır tanımıyormuşçasına bütün yüzeye yayılıyor.

Divriği Ulucami’nin taş dantelleri ortaçağ taş bezemeciliğinin zirvesi sayılıyor. Bu bezemenin en önemli özelliği kendini tekrar eder gibi gözükmesine karşın, her detayda değişik olmasıdır. Bu bezeme hâlâ yarım kalmış detaylarda da görüldüğü gibi yerinde yapılmış, yani taş üzerinde bir heykeltıraşın çalışması gibidir. Örneğin kuzey kapısının bezemesi incelendiğinde bir birine benzeyen bir tek detay bulunmadığı görülüyor. Bu nedenle zamanla aşınmış fakat genel şeklini korumuş detayların bile yeniden yapılması, taklit edilerek tamamlanması olanağı yoktur. Aynı durum bitmemiş olan mihraptaki bezemede, tonozlarda ve mihrap önündeki kubbe için de sözkonusu... Bu bezeme bizim sanat tarihimizde heykel niteliği taşıyor.

Divriği Ulucami uzun yılların bakımsızlığıyla birlikte, art arda gelen yanlış bakım ve onarımlarla, bazı özelliklerin yitirme tehlikesi yaşıyor. Bu olumsuzluklar mimarlık alanındaki çok insana şunu söyletebiliyor: “Bu bezemenin kurtarılması, yapının kurtarılması kadar, hatta daha fazla önemlidir. Ulucamii külliyesinin her kapısı kendi içinde, bütün 13. yüzyıl taçkapılarından farklı kişilikleriyle karşımıza çıkıyor. Şüphesiz ilk alternatif yapının bütünlüğüne bir zarar vermeden bu kapıları kurtarmaktır.”

Malazgirt Savaşı’nın ardından yukarı Fırat havzasında iki yüz yıl yaşayan Mengücekoğulları’nın Divriği’deki kolu, “kılıç kalkan tarihi” denen tarzın dışında kalmayı her nasılsa başarmış. Mimariye ve sanata önem vermişler. İlginç bir başka nokta, Divriği Mengüceklerinin bir sarayı yok. İlçenin kenarlarında duran kümbetlerde yaşamışlar. Mengücekliler konusunda ilk ciddi eseri veren kişi olan M. Th. Houtsma şöyle diyor: «Güzel sanatları önemseyişleri, bilime değer vermeleri bakımından ben, Mengücekoğullarını öteki Anadolu beyliklerinden üstün görüyor; bunların tarihini öncelikle araştırmayı kendime görev sayıyorum.»

Buradaki yapının içi de en azı dışı kadar çekiyor insanı. Darüşşifada insanı yıldız biçimli bir tavan karşılıyor ve aslında şifa için gelenlere ilk olumlu enerjiyi de buradaki mimarinin vermesinin istendiğini düşündürüyor.

İçindekiler