50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Fotoğraf / San Marco Meydanı, Venedik / Özcan Yüksek

Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos, Abbasiler ve Emeviler karşısında Suriye ve Kudüs gibi bölgeleri yitirerek güçsüzleşen Bizans’ın en önemli noktası olan Konstantinapol’ün de (İstanbul) elden gideceğini de seziyordu. 1071’den sonra Anadolu’ya yerleşen, Selçuklular, İstanbul Boğazı’nın yanı başındaki Nikaia’yı (İznik) başkent ilan etmişti. Komnenos, doğu ve batı kiliseleri arasında başlayan yumuşamayı da olanak sayıp, “Selçuklu tehdidiyle yalnız başıma savaşamam” diyerek 1095’te Vatikan’dan yardım istedi. Papa II. Urbanus çağrının niteliğini anlamakta gecikmedi. Aynı yılın Kasım ayında Clermont Konsili’ni topladı: “Doğu Hıristiyanlarını kurtarmak bir din görevidir ve bu sefere katılan herkesin günahları affedilecektir.” Urbanus’un çağrısı beklenen yankıyı yaptı. Bu seferlere ad olan “Haçlı” sözcüğü de o zaman ortaya çıktı: Seferlere katılan herkesin bir haç taşımasına karar verildi.

İstanbul’a ulaşan ilk grup, düzenli Haçlı ordularını beklemeden yola çıkan yağmacılardı ve İznik’e vardıklarında Selçuklu sultanı Kılıçarslan’ın kardeşi Davut Bey tarafından yok edildiler. Asıl Haçlı ordusunu oluşturan kimi kaynaklara göre dört bin süvari ve 25 bin piyade, kimine göreyse yaklaşık 600 bin kişilik bir güç İznik’i kuşattı. O sırada, Malatya’yı almakta olan Kılıçarslan İznik’e döndü. Ancak, Selçukluların başkenti dağılmıştı. Kılıçarslan, Anadolu içlerine yürüyen Haçlıları, Darylaion (Eskişehir) önlerinde durdurdu. Zorlu bir çarpışmadan sonra Kılıçarslan geriledi, Haçlılar ise Antakya’ya yöneldiler. Bunu, Kudüs’ün alınması izledi. Fatımilerden alınan kentteki Müslümanlarla Yahudiler toplu katliama uğradı. Haçlılar, Godefroi’yı “Kutsal Kabrin Koruyucusu” ilan ederek kente yönetici yaptılar.
I. Haçlı Seferi’nin egemenliğini belirgin biçimde ilk kıran, Musul Atabeyi İmadeddin Zengi’nin 1144’te Urfa’yı yeniden Selçuklu egemenliğine sokması oldu. Zengi’nin birbiriyle didişen Müslümanlara yaptığı birleşme çağrısının olumlu karşılık bulması da Avrupa’yı yeniden ayaklandırdı.

Papa III. Eugemius 1145’te bir ferman yayınlayarak II. Haçlı Seferi çağrısında bulundu. Mezopotamya, Anadolu ve Ortadoğu’nun kaderinde refah ve güvenlik bakımından olumlu ve büyük rol oynayan Selahaddin Eyyubi’nin 1169’da başlayan egemenlik yılları dahil, Avrupa devletleri 1270’e kadar Anadolu’ya ve Ortadoğu’ya irili ufaklı sekiz ayrı sefer ve 1291’e kadar değişik ölçekte saldırılar düzenledi. Haçlı Seferleri, aynı zamanda istilacıların yağma yapması anlamına da geliyordu. Örneğin İtalya’ya götürülen ve San Marco Atları adlı heykel, İstanbul’dan yağmalananların en önemli parçalardan biridir. Avrupa’da bu seferlerin yarattığı dinsel coşku ve aidiyet duygusu kilise tarafından görülüyor ve neredeyse her fırsatta yineleniyordu. V. Haçlı Seferi’ne kadar olan süreç kiliseye güç kazandırmış, ancak daha sonra alınan yenilgiler sefere inancı azaltmaya başlamıştı. Giderek dinsel ve ulvi söylemlerin yerini daha maddi vaatler aldı. Doğuda daha büyük mülklere sahip olacağını uman kimi toprak zenginleri, mülklerini satarak, kimileri de kilisenin isteği doğrultusunda maddi gücünü tüketircesine bu seferlere katıldı. Ancak bu seferlerin sadece askeri olduğunu söylemek olanaklı değil. Her seferle birlikte, Avrupa ticareti özellikle deniz alanında güçlendi. Bu, gelişmişliğin de el değiştirmesinin bir yolu olarak tarihe geçti. Bu dönemleri araştıran Avrupalı kimi tarihçiler “Haçlı Seferleri, bir toplumsal histeriye dönüşmüştü” diyor. Öyle ki 1212 yazından başlayarak düzenlenen iki ayrı Çocuk Haçlı Seferi’nde binlerce çocuk yaşamını yitirmişti.

İçindekiler