50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Fotoğraf / Turgut Tarhan

Rönesans üzerine yapılan incelemelerin çoğu, bu düşünce biçimini, ana hatlarıyla 15. yüzyılın başına tarihliyor ve esas olarak da İtalya’da doğduğu üzerinde duruyor. İtalya’da 15. yüzyıl başında Masaccio’nun resimleri bir çıkış noktası olarak görülüyor.

Oysa, İstanbul Kariye diğer adıyla Khora’nın Bizans sanatının Rönesans öncesi Rönesans’ı olduğu da pek çok sanat tarihçisinin ortak kabulüdür. Bu tezin tek dayanağı Khora’nın içindeki mozaikler ve fresklerin, özellikle kırmızı ve mavinin geçmiş resim örneklerinden daha can alıcı biçimde kullanıldığı eserler olması değil; bu resimler yapılıncaya kadar Bizans sanatı, kendisinden önce doğmuş olan biçimin, renk ve çerçeveleme sisteminin etkisi altındaydı. Ve “aşırı stilize, pek çok bakımdan derinlikten, ifade ve duygudan yoksun olarak” değerlendiriliyordu. Oysa buradaki eserler Rönesans sanatının yaslandığı “doğallık” olgusunun başlangıcı sayılıyor. Örneğin mozaikler sadece doğal, canlı, hareket duygusu veren, yüzleri, temsil ettikleri olayların ifadesini taşımıyor; aynı zamanda arka planda öyküler anlatıyor ki; bu tarih bakımından bilinen ilk sanatsal atak oluyor. Rönesans sanatının gelişme çizgisi elbette daha ileri boyutları temsil edecek noktaya vardı; ancak görünen o ki bu miras bütün bu sürecin ilk ve önemli adımını oluşturdu.

Kariye’nin yapım tarihi tam olarak bilinmiyor. “Kır” ya da “şehrin dışı” anlamına gelen Yunanca “Khora” sözcüğünden yola çıkan kimi araştırmacılar, “bu sözcüğün olabilmesi için 7. yüzyılda yapılan kentin surlarının, tamamlanmış olmasını” bu yapıya tarih sayıyor; kimi de, “surlarının tamamlanmasından önce yapılmış olabileceği” üzerinde duruyor. Konstantinus I. zamanında (324-337) bugünkü Kariye’nin yerinde bir şapelin bulunduğu kabul ediliyor. I. Justinianos bu şapelin üzerine Khora Kilisesi’ni 500’lü yıllarda yaptırmış. İkonaklastlar (ikon kırıcılar) döneminde Khora Kilisesi de zarar görmüş. Komnenoslar döneminde (1081-1185) Bizans Sarayı Edirnekapı yakınındaki Blakhernai’ye taşınınca kilise, yönetici sınıfın dini gereksinmelerini karşılayan en gözde yapı haline gelmiş. Bu rağbet dönemi, I. Aleksios’un kayınvalidesi Maria Doukania’nın kiliseyi himayesine almasıyla daha da yükselmiş. Latinlerin kenti işgal ettiği 4. Haçlı Seferi’nde Khora Kilisesi de yağmalanan yapılardan biri olmuş. Osmanlı devrinde bir kenarına bir minare eklenerek bir bölümü camiye dönüştürülmüş. Sonrası ihmal…

Kiliseye bugüne kalan görkemini İmparator II. Andronikos döneminde yaşamış bir siyasetçi ve edebiyatçı olan Logotet (Hazine Bakanı) Theodoros Metokhites (1315) kazandırmış. Biz Metokhites’i, şimdi buradaki harikulade mozaik tablolardan birinde görüyoruz. Üstünde o dönem, bu coğrafyanın seçkin giyim özelliklerini yansıtan giysiler, kilisenin maketini İsa’ya sunuyor.
Dış narteksteki (Bizans kiliselerinde tapınmak için yapılmış bölüme girmeden önceki dehliz) mozaikler kronolojik bir dizge izliyor ve Hazreti İsa’nın yaşamının belli başlı öyküleri betimleniyor. Bu bölümdeki Khora’nın İsa’sı Pantokrator İsa mozaiğine hangi yönden bakarsanız bakın, İsa’nın bakışlarının sizi izlediğini görebiliyorsunuz. İç narteksteki mozaikler, doğumundan başlayarak Meryem Ana’nın yaşamından kesitler sunuyor. Perekklesion’daki (mezar odası) freskler ise Kitab-ı Mukaddes’ten sahnelerden oluşuyor.

Bütün bu eserlere daha önce olmayan mekân, kütle, hacim, perspektif gibi öğelerin girmesi, insan figürlerinin gerçekçi bir anlatım kazanması; Rönesans’ın geliştirdiği sanatın temelini oluşturuyor. İstanbul, Edirnekapı semtindeki Kariye Müzesi yalnız kent kültüründe önemli bir yer tutmuyor. Dünya kültürünün, çağdaş resim sanatının gelişiminin de önemli bir parçasını barındırıyor.

İçindekiler