50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Fotoğraf / Fatih Özenbaş

Karain Mağarası, bütün kaynaklarda “Türkiye’nin en büyük doğal mağaralarından biri” olarak tanımlanıyor. Ancak Karain’i diğer pek çok benzerinden ayıran, burada günışığına çıkarılan fosillerin insanlığın çok uzak ataları olan, Homo Neanderthalensis türü insanın Anadolu’da yaşamış olduğunu göstermesidir. Antalya’nın 31 kilometre kuzeybatısındaki Döşemealtı ilçesine bağlı Yağca köyündedir. Batı Toros zinciri içindeki Katran Dağı-Çadır Tepesi’nin doğuya doğru açılan Kretase Dönemi (142 milyon yıl önce-65,5 milyon yıl önce) kalkerli kayaçların içine oyulmuştur. Deniz yükselmeleri sonucu oluşmuş geniş bir traverten ovasına bakıyor. Karain’in önünde uzanan bu ova, özellikle miyosen dönem (23,8 milyon yıl önce- 5,32 milyon yıl önce) ve pliyosen dönem (5,32 milyon yıl önce-1,81 milyon yıl önce) boyunca şekillenmiş. Karain Mağarası, bu ovadan 130 metre kadar yüksekte, denizden yüksekliğiyse 430 metre civarında. Karain farklı boyutlarda yedi gözden oluşuyor. Burada kazı yapan arkeologlar, A, B, C biçiminde adlandırıyor. Bu haliyle tek bir mağaradan çok, bir mağaralar kompleksi diyebiliriz. İlk insan atalarımız buraya yerleşmeden çok önceki jeolojik çağlarda klastik birikimlerin sonucu, bu mağaraları birbirinden ayıran duvarlar oluşmuş. Yani atalarımızın ilk evini doğa onlara uzun asırlar önce hazırlamış. Ancak bu mağara ağı sadece insanlık tarihi bakımından görkemli değil, aynı zamanda jeolojik bir miras olarak da büyük bir önem taşıyor. Örneğin F Gözü’ndeki sarkıt ve dikitlerin oluşturduğu sütunlar, mağaraya anıtsal bir görünüm kazandırıyor. Bölgenin coğrafya özellikleri ve bu jeolojik özellik, IV. Jeolojik Çağ’ın pleistosen (buzul çağı) ve holosen evreleri boyunca burayı yerleşim için uygun hale getirmiş. Mağarayı, Anadolu’da Fırat Havzası dahil pek çok yerde olağanüstü zor koşullara rağmen kazılar yapmış olan Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten keşfetmiş ve 1947-1973 yılları arasında kazılar yapmış. Karain Mağarası, yaklaşık olarak günümüzden 500 bin yıl öncesinden başlayarak İ.S. 4. yüzyıla kadar değişik zaman aralıklarıyla insanlar tarafından kullanılmış. Bu bakımdan gerek kapsadığı uygarlıkların çeşitliliği, gerekse arkeolojik olarak bu uygarlıkların gelişme biçimlerini olağanüstü bir açıklıkla anlatacak buluntuların çıkması Karain’i diğer pek çok ayrıcalıklı kılıyor. Karain’i kazan ekibin başkanlığını yapan Işın Yalçınkaya haklı olarak şöyle diyor: “Karain insanlığın uzak geçmişinin anlaşılmasında gerçek bir arşiv niteliğindedir.” İnsanlığın hem besin üretimi öncesindeki avcı-toplayıcılık evresinde, hem de besin üretimine geçtikten sonraki uygarlıklarını art arda içeren bu mağara ağı, sadece Anadolu’nun değil, dünyanın önde gelen mağaralarının birinci sırasında yer alıyor. Bütün bölümleriyle, neredeyse kesintisiz olarak insanlığa bir yerleşim alanı sunmuş olması, veri ve uygarlık bakımından Karain’i bütün prehistorik mağaralardan ayırıyor. Mağaradaki neolitik dönemin son evreleri, kalkolitik dönem ve ilk tunç çağı tabakalarının buluntularının nitelikleri, Anadolu’da insanların höyük yerleşimleriyle birlikte mağara yerleşimlerini de kullandığını gösteriyor. İnsanlık tarihinin yüzde doksan dokuzundan daha uzun bir bölümünü temsil eden paleolitik çağın (yontma taş çağı) alt, orta ve üst evrelerini birbiriyle bağıntısı içinde verebilen özellikleriyle biriciktir. Bu mağara kompleksi, insanlığın belli başlı bütün dönemlerini sadece daha bütünlüklü ve anlaşılır kılmakla kalmıyor; aynı zamanda, çağların sıralanışında, tarihlendirilmesinde de bugüne kadar yaşanan karışıklıkları da yeniden düzenleyen bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

İçindekiler