50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Fotoğraf / Cüneyt Oğuztüzün

İnsanlık tarihinin bütün inançlara, dinlere, mitlere rağmen en büyük sorusunun Miletos’ta sorulduğu ve bunun bilime giden yolun en anlamlı taşı olduğu bugünün modern biliminin ve felsefesinin ortak kabulüdür: “Dünya / evren neden oluşmuştur?”

Aydın’ın Balat köyünün yakınındaki Miletos antik kenti, burada bu soruyu soran Thales’ten ötürü “bilimin ve bilimle ortaklaşabilen felsefenin doğum yeri” olarak da biliniyor. Thales’in kendi sorusuna verdiği yanıt “su” olmuş. Yanıtın tastaman doğru olmadığı aşikar ancak, yanıttan çok soru önemli; çünkü önceki düşünürler insanın evrenle kurduğu ilişkiyi açıklamak için sadece inanış ve mithos geleneğini kullanıyordu. Thales, elbette doğa ve yaratılış üzerine kafa yoran ilk antikçağ düşünürü değildi, ancak düşüncelerini mantık yoluyla dile gitiren ve mitoslara göre şekillenmiş düşünce evrenini tepeden tırnağa kadar değiştiren sorunun peşine düşen ilk filozof olarak tarihe geçti. Onun sorusunun asıl önemi dünyanın bilinemezliğine ilişkin bütün tasarruflara karşı, dünyanın ve doğasının bilinebilirliğine ilişkin en büyük adım sayılmasıdır. Onu izleyen Anaksimandros ve Anaksimenes de söz konusu ilişki için “logos”a, yani söz ve akla da başvurdu. Sonuçta bize doğa kavramını kazandırdılar ve “doğa filozofları” olarak tarihe geçtiler.

Thales, bir tüccar olarak Mısır’a gitmiş ve İÖ 585 yılında, modern dünyanın 29 Mayıs dediği zaman kesitinde oluşacak tam güneş tutulmasını önceden bilecek kadar matematik ve Babil astronomisi öğrenmiştir. Hâlâ “ilk filozof” olarak adlandırılıyor. Thales, doğa gözlemine büyük önem verdi ve doğada her şeyin canlarla dolu olduğunu gördü. Ve doğada her şey uyum içinde bir arada bulunuyordu. Thales de diğer doğa filozofları gibi değişerek bütün öteki varlıkları meydana getirme gücüne sahip olması gereken ilkenin peşindeydi. Thales’in bu soruya verdiği yanıt suydu.

Anaksimenes’inki hava, Anaksimandros’unki ise kaos. Ancak Miletos yalnızca Thales’in yurdu değildi. Onun evrenin oluşumuna ilişkin sorularını geliştiren Leukippos’un (İÖ 440), yani atom bilimin ilk adımını atan bilim insanının da yurduydu. “Atomlar” dedi “gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu katı parçacıklar türlü biçimlerdedir ve bunların devinimleri, çarpışmaları ve geçici yapılanmaları, tözlerdeki büyük çeşitliliğe ve deneyimleyebildiğimiz çeşitli olgulara açıklık getirebilir.” Büyük Menderes Nehri’nin suladığı verimli düzlüklerin çevrelediği Miletos, İonia kentlerinden biriydi. Kentin tarihi İÖ 2000 yılına kadar uzanıyordu. En parlak dönemini İÖ 6. yüzyılda, denizaşırı koloniler sayesinde elde ettiği politik ve ekonomik güç sayesinde yaşadı. Thales ve diğer doğa filozofları da bu dönemde Miletos’a damgasını vurdu. İlk kent planlamacısı Hippodamus, şair Phocylide, coğrafyacı Hekatios da bu topraklarda doğdu. Antik kentin birçok kısmı günümüzde de ayakta. Özellikle tiyatrosu, günümüzde Anadolu’da en iyi durumdaki örneklerden biri... Kalıntılar arkeoloji kadar felsefe meraklılarını da kendine çekiyor, felsefe kulüpleri Miletos’ta hâlâ toplantılar düzenliyor.

İçindekiler