50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Fotoğraf / Cüneyt Oğuztüzün

İncil’in yazarı Yuhanna’ya vahiyin geldiği kent olarak Hıristiyan dünyasında ezeli ve ebedi etkisi olan Ephesos, Asya’daki yedi kiliseden biridir. Ephesos’un Anadolu tarihinde iz bırakmasını sağlayan etkenlerden biri de Artemis kültü oldu.

Hıristiyanlığın örgütleyicilerinden Tarsusulu Paulus, Anadolu’daki yolculukların üçüncüsünün uzun kesitini Ephesos’ta geçirdi; tam üç yıl. Ancak burası, başka pek çok özelliğiyle birlikte Artemis’iyle ünlü bir kentti ve Paulus’la dönemin kuyumcuları arasında başlayıp büyüyen karmaşa tam bu nedenle çıktı. Bu kargaşada Ephosos’ta Artemis’in kötülendiğini düşünen insanlar öne çıkıyordu. Daha da beteri büyük tiyatroda meydana gelen karmaşanın nedenleri arasında Artemis Tapınağı’nın, Hıristiyanlığı benimseyenlerce yağmalandığı haberleriydi. Ve ilk sloganları: “Efeslilerin Artemis’i uludur” oldu.

Kalabalığı yatıştırmak, Efes’in belediye yetkilisine düştü.
“Bu adamlar, Artemis’i yağmalamamıştır!..” Bu söz dindiriciydi, çünkü o dönemin Artemis Tapınağı, bir milli banka gibi çalışıyordu. Tapınağa egemen olanlar, zenginlerin parasını saklıyor, birikim yapıyor ve gerektiğinde faizle borç veriyordu.

Bununla birlikte Hıristiyanların “İlk resmi vaaz” dedikleri vaazı Aziz Paul burada vermişti. Artemis Tapınağı’nın bulunduğu yerdeki arkeolojik kazılar buranın ardı sıra inşa edilen tapınaklar ile uzun süre kutsal alan olarak kullanıldığını gösteriyor. Anadolu’nun başka bir yerinden bilinmeyen kil tapınç heykelcikleri kutsal alanın ilk işaretçileri saylıyor. İÖ 11. yüzyıla ait bu buluntular, Ephesos’un ilk kuruluş sürecini, “İon Göçü” sırasında Atinalı Kral Kodros’un oğlu Androklos başkanlığında Anadolu’ya gelen göçmenler dönemini işaret ediyor.

Ephesos Artemis Tapınağı, dünyanın yedi harikasından biri sayılıyor.
Celsus Kütüphanesi, bu harika kentin tarihinin en aydınlık simgelerinden biri olarak günümüze geldi. Zamanında 14.000 kadar kitaba evsahipliği yaptığı düşünülüyor. El yazmaları rulolar halinde, galerilerden oluşan üst katlarda saklandığı anlaşılıyor.

Ephesos’un Hıristiyan dünyası için simgesel bir önemi de İS 431’de toplanan Ephesos Konsili’dir denebilir. Hıristiyanlık tarihinin önemli tartışmalarından birini başlatan Nestoryus’un tezi şuydu: “İsa doğduğunda insandı Tanrılık ona sonradan hulul etti dolayısıyla Meryem de Tanrı annesi değil insan annesidir.” Toplanan III. Konsil’de bu görüş reddedildi.

Ephesos’u Hıristiyanlığın bir anlamda “Haç noktalarından” biri olmasını sağlayan Meryem Ana Evi’dir diyebiliriz. Meryem Ana’nın ağır ve zor koşullardan sonra buraya yerleştiğine ilişkin tarihi, Almanya’da yaşayan ve yatalak olan Katharina Emmerich (1774-1824) ileri sürdü. Emmerich’in, Mesih İsa’nın ve annesi Meryem’in hayatları hakkında o güne dek pek duyulmamış, ancak tutarlılığıyla da şaşırtıcı bir varsayımda bulunduğu söyleniyor. İzmir’deki Lazarist keşişler, rahibenin yayımlanan sözlerini değerlendirerek, 1891’de Ephesos yakınlarında anlatılana benzer küçük bir yapının kalıntılarıyla yanında bir su kaynağı bulurlar.

Bu evde her yıl yapılmaya başlanan hac törenlerine yönelik ilgi, Papa XXIII. Johennes’in 1961’de Meryem Ana Evi’ni kutsal hac yeri ilan etmesiyle hızla tırmanır. Bugün gördüğümüz şapel, daha sonra bu yapının üzerine inşa edilmiş. Papa VI. Paulus’un 1967 ve II. Johennes Paulus’un 1979’de burayı ziyaret etmeleri, salt Meryem Ana Evi’ni değil, bütün Ephesos’u dünya ölçeğinde yeniden kutsal alanlar arasına soktu.

İçindekiler