50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Fotoğraf / İrfan Unutmaz

Para doğada yoktur. Bu nedenle olsa gerek ünlü Fransız tarihçi Jules Renard şöyle özetlemiş: “Artık insanı diğer hayvanlardan ayıranın ne olduğunu biliyorum: Mali kaygılar.”

Para başlangıçta mal formundaydı. Tuz, tütün, ren geyiği, bufola, Hindistan cevizi ya da pirinç. Şimdi, İngilzcede maaş anlamında kullanılan “salary” sözcüğünün Latince “tuzdan” anlamında kullanılmış “salaruis”tan geldiği düşünüldüğünde ya da Romalı askerlere dağıtılan yavan ekmeğe katık olarak maaşlarının tuzla ödendiği göz önüne alındığında para öncesi dönemin karakteristiğini anlamak da kolaylaşabilir.

İÖ 3. bin yılda Mezopotamya’da değerli metal parçalarının mallarla değiş tokuş edildiği biliniyor. Ölçek bakımından standart hale getirilen altın ya da gümüş parçalarına “Mana,” “Şekel” ya da “Talent” demiş. Antik kaynakların yanı sıra “ilkel” formdaki elektron sikkeler, sikkenin icadının Lydia Krallığı ve İonia bölgesi olduğunu gösteriyor.

Sikkeler önceleri yalnızca elektrondan (altın-gümüş alaşımı) basılırken bir süre sonra, Kral Kroisos (İÖ 561-546) elektron sikke darbını bırakarak hem altın hem de gümüşten, iki ayrı metalden sikkeler bastırır..
Kroisos çok zengin bir kraldı ve adı doğu toplumlarında “Karun” olarak telaffuz ediliyordu. Günümüzde hâlâ kullanılagelen “Karun kadar zengin” deyimi de eski Lydia kralına yapılan bir atıftır. Krallığın başkenti Sardeis’te, Kuzey Paktolos olarak adlandırılan kazı alanının kuzeybatı kesiminde, İÖ 6. yüzyılın ortalarına tarihlenen arıtma atölyeleri yer alıyor. Bu atölyelerde elektron ayrıştırılarak saf altın ve saf gümüş elde ediliyordu. Rafineri alanında çok sayıda ocak çukuru ve hava üflemekte kullanılan pişmiş topraktan körük ağzı bulundu. Sardeis altın atölyeleri yılda birkaç yüz kilo altının ayrıştırılıp sikke basımı için hazır hale getirecek kapasitedeydi. Daha çok bakla şeklindeki bu sikkelerin kaynağı Tmolos Dağı’nda (Bozdağ) doğan ve başkentin içinden geçen Paktolos Irmağı’nın (Sart Çayı) alüvyonlarında doğal halde bulunan elektrondandı.

Lidya döneminin en görkemli eserleri arasında yer alan Karun hazineleri, 1960’lı yıllarda soyularak Amerikalılara satıldı. Bunları geri almak için yaklaşık 40 milyon dolar harcandı ve buluntular ancak 1993’te Türkiye’ye geri getirildi.

Buradaki Artemis Tapınağı’nın başka bir özelliği daha var: Kimi kaynaklara göre, tapınağın doğu-batı uzantılı, kuzey duvarının batı yönünde ve iç yüzünde “Tanrıçanın, taşınmaz mallarını göstererek kendisinden borç para isteyen Mnesimades isimli bir adama borç para verdiği” (İÖ 3. yüzyıl) yazılıdır. Kimi kaynaklar, elde edilen yazıtlarda, borç ve senet sahiplerinin listesinin olduğunu yazıyor. Bunlar, tapınağın tarihteki ilk bankalardan biri olduğuna işaret ediyor.

Paranın Lydia’da ortaya çıkışı, bu krallık ve yakın çevresinde ilk etkilerini yalnızca, bir çuval buğdayı borç alan insanın, borcunu buğday olarak değil de onun değeri olarak saptanan sikkeyle ödemek, ödeyemeyince de zenginler tarafından köleleştirilmek gibi bir sisteminde göstermedi. Örneğin ilk genelevlerin burada kurulması ve kumarın bilinebilen ilk merkezi olarak Lydia’nın adını tarihe “parayla seksin ve kumarın anayurdu” olarak da yazdırdı. Para çalışma, savaşma, sevişme, siyaset, entelektüellik gibi “zamana, bedene ve zihne dayalı” etkinliklerin mala dönüşmesinin ilk ürünlerini Lydia’yla birlikte onu izleyen Atina’da verdi. Ve insan diline o söz pelesenk oldu: “Vakit nakittir.” Sardeis antik kenti, Manisa’nın Salihli ilçesine 10, İzmir’e 72 kilometre uzaklıktadır.

İçindekiler