50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Fotoğraf / İzmir Tarih ve  Sanat Müzesi / Cüneyt Oğuztüzün

Anadolu’nun sözlü edebiyatının, doğaçlama gücünün, kalıplarının, yorum biçimlerinin yazıya dökülerek evrensel boyutlara ulaşması, İÖ 9. ya da 8. yüzyıllarda yaşadığı konusunda genel bir kabul gören Homeros’un imzasıyla kalıcılaşan İlyada ve Odysseia destanlarıyla oldu. Destan geleneğinden başka hiçbir eser Homeros’un eserlerinin yarattığı etki gücünü yaratmadı. Batı modern edebiyatının bugün de değişmez ilk kaynakları, dahası vazgeçilemezler arasında sayılması bu etkinin vargı noktalarının yüksekliğine de işaret ediyor.

İzmir doğumlu Homeros’un başarısı, yaygın olarak sanıldığı üzere ezber kapasitesinde değildir. Bizim ondan yüzyıllarca sonra bile Anadolu’da duyup dinlediğimiz destancıların, dengbejlerin yaptığını en üst bir noktada yapmasındadır. Söylene söylene gelmiş öyküleri, belli bir bütünlüğe, çıkarsamaya ve kendi benimsediği kahramanlık biçiminin kalıplarına çekerek doğaçlamayla yeniden yaratmasıdır. Homeros’un her iki destanı da bu yapıyı nasıl kurduğunu neredeyse hiç saklamaksızın gösteriyor. Anlatıcı iki destanda da yararlandığı kaynaklardan söz ediyor; bir kişinin sözlerini başka birine anlatırken adıyla, sanıyla ve rolüyle kaynak kişisinin sözlerini nakleder. Her iki destanda da geçmişe dönüşler neredeyse bir kronolojik zamana bağlı olarak anlatılır.

İlyada ne ad olarak (ki İlyas Peygamber’in söylenişlerinden biri de İlya’dır) ne de atmosfer olarak Anadolu’dan uzaklaşıyor. Helenistik dönemin Anadolu’daki olanca karakteristiği döne döne destana sinmiş ve bütünlüklü bir kahramanlık olarak çkıyor karşımıza. Burada dokuz yılı aşkın bir zaman sürdüğü nakledilen Troya Savaşı’nın tamamını anlatmıyor Homeros. 24 bölüm ve 16 bini aşan dizeyle bu savaşın son yılının 51 günlük kesitini anlatıyor. Ancak bu öyle bir 51 gün ki bütün bir savaşı, onun insan üzerinde yarattığı yıkıcılığı, bezginliği, zoraki dirayetleri handiyse birer fotoğraf gerçekliğinde gösteriyor.

Destan Yunanlıların en kuvvetli savaşçısı Akhilleus’un öfkesiyle açılıyor. Sevdiği köle kadının tanrılara kurban edilmesine öfkelenen Akhilleus Troyalılara karşı savaşan Akhaların kralı Agamemmon’un saflarında savaşmaktan vazgeçer ve kulübesine kapanır. Ancak destan bu ya! O savaşta öyle bir yiğit savaşmazsa Akhalar savaşı kazanamaz. Ta ki destanın sonlarına doğru, Akhilleus’un en sevdiği arkadaşı Patroklos Troyalı kahraman Hektor tarafından öldürülünceye dek, destan bu küskünlük etrafında sürer. Destan, Akilleus’un öldürdüğü Hektor’un cenazesi ile sona erer. Homeros’un imzasıyla yeryüzüne yayılan bu destanlar, bugün de yeryüzü edebiyatına borç vermeye devam ediyor:

İçindekiler