50 Simgeyle Anadolu Tarihi

Kitap

Fotoğraf / Ali Ethem Keskin

Bugüne dek neolitik devir çiftçilerinin Avrupa’ya Anadolu’nun karayolları ve Balkanlar üzerinden gittikleri düşünülüyordu. Oysa, Washington Üniversitesi’nden George Stamatoyannopoulos’un kimi DNA örnekleri üzerinde yaptığı çalışmalar, neolitik devrin çiftçilerinin başlıca göç yollarından birinin Akdeniz limanları olduğunu gösterdi. Yani Avrupa’nın pek çok halkı bundan yaklaşık 8 bin, 9 bin yıl önce Girit’te, Kıbrıs’ta, Sardunya’da Levant bölgesinde dura dinlene, İtalya’ya, Sicilya’ya ve başka ülkelere varmış. Kaş’ın Uluburun açıklarında bulunan ve “Uluburun Batığı” adı verilen gemi kalıntısı, tarih olarak yukarıdakinden daha yakın, tunç çağının son evresi olmasına karşın dünyadaki en eski açık deniz gemisi olarak sualtı kataloglarına geçti.

Mehmet Çakır bir sünger avcısıydı, 1982 yılında sünger yerine bir gemi kalıntısı buldu. Onun buluşunu Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi ve INA titizlikle kazdılar. Önce George Bass, daha sonra Cemal Pulak’ın başkanlığında, 11 yıl süren sualtı kazısından çıkarılan eserler, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’ nde Uluburun Salonu’ nda sergileniyor.

Geminin yapıldığı sedir ağacı üzerinde yapılan tarihlendirme çalışmaları, geminin İÖ 1300’lerde battığını gösteriyor. Yaklaşık 15 metre uzunluğunda ve 5 metre enindeki bu açık deniz gemisinin yükünün 20 ton olduğu tahmin ediliyor. Yükünü oluşturan nesneler arasında bakır ingot, kalay, Kenan tipi kil kavanozlar, pitos, tunç aletler, devekuşu yumurtaları, mühürler ve Nefertiti’ye ait heykelcikler var. Bu buluntuların sergilendiği yerde bir nesne daha var ki, insanı şaşırtıyor; dönemin cam işçiliğinin vardığı aşamanın afallatan örneklerinden biri olan bu nesne camdan yapılmış bir dikiş iğnesidir. Rotası belki Suriye-Filistin kıyılarıydı, belki de Kıbrıs ve ötesiydi. Bunu tam bilmiyoruz, ancak yaklaşık 3 bin 300 yıl önce batan bu geminin müstesna bir yükü daha vardı: “Tarihte en uzun süre kullanılan yazı malzemesi” olarak bilinen bal mumlu yazı tabletleriydi bunlar…

Ahşaptan yapılan ve küçük bir tavlaya benzeyen tabletler, ortaçağa kadar çoğunlukla iki kanattan oluşuyordu. Sonra katlanır 3-4 kanada çıkanları görüldü. Ahşap kanatlar birbirine fildişi veya deri menteşelerle bağlanarak kolay açılıp kapanması sağlanıyordu. Kanatların iç kısmı tastamam tavla gibi çukurdur. Eritilen balmumu kanatların içine 1-2 milimetre kalınlığında, kağıt düzgünlüğünde dökülüyor; renk verileceği zaman bal mumunun içine boya katılıyordu.

Kralların mesajlarını, tabletteki bal mumunun üzerine yazan kâtipler, sivri uçlu metal veya fildişi kalemler kullanıyordu. Kanatları kapatılan tablet yine balmumuyla mühürleniyordu. Başlangıçta daha çok üst düzey yazışmalar için kullanılan bu malzeme, giderek, alınan, satılan ve depolanan malların kaydını tutmak için de kullanılır oldu. Kaş-Uluburun açıklarında İÖ. 1300’lerde batmış olan ve artık “Uluburun Gemisi” dediğimiz gemi ticari taşımacılık yaptığı için, bu batıktaki bal mumlu tabletlerin, bu gemideki eşyanın kaydı için kullanılmış olabileceğini düşündürüyor.

İlk zamanlar bal mumlu yazı tabletlerin en eskisinin antik Yunan ve Roma dönemlerinde kullanıma girdiği sanılıyordu. Bilinen en eski bal mumlu yazı tableti örnekleri Yunanistan ve Roma’da bulunmuştu. Sonra bunlardan daha eski olanları Irak’ta bulundu. Gaziantep-Zincirli’de çıkan ve İÖ 8. yüzyıla tarihlenen bir Hitit taş kabartmadaki bal mumlu tablet taşıyan katip figürü bunu da aştı. Kaş açıklarında, 3300 yıl önce batan gemi 1982’de bulununcaya dek en eski tabletin bu olduğu düşünüldü. Şimdi, buradan çıkan tabletler, dünyanın en eski bal mumlu yazı tableti olarak tarihe geçti. Abanoz ağacından yapılan tabletin menteşeleri fildişidir.

İçindekiler