50 Antik Sahil

Kitap

Fotoğraf / Emre Ermin

Korakesion, Alanya’nın antikçağdaki adıydı. Tarihöncesi varlığıyla ilgili kesin bilgiler yok. Ama İÖ 2. yüzyılda özellikle bir ticaret limanı olarak geliştiği biliniyor. Alanya Kalesi de bu dönemde yapılmış. Korsanlık yaptıkları için İÖ 65 yılında Romalı komutan Pompeius kenti alıyor ve kaleyi yıktırıyor. Bizans döneminde adının Kalonoros olarak değiştiği biliniyor. Ancak bunun dışında pek bilgi yok. Kent 1221’de Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın eline geçti ve Alaiye adını aldı. Kalenin yapımına da 1225 yılında başlandı, yapımı beş yıl sürdü. 1471’de Osmanlıların eline geçen kale, bugün de büyük ölçüde birbirine bağlanan bu tarihlerin mimari karakteristiğini yansıtıyor. Dış, orta ve iç olarak üç bölümden oluşan kalede bir bedesten, bir cami, Akşebe Sultan Tekkesi ve Sandukalı Türbe var. Burada çeşme, hamam, medrese, sarnıç ve daha başka yapılar da bulunuyordu ama hiçbiri günümüze ulaşmamış. Aya Yorgi olarak adlandırılan bir kilise ise iç kalede yer alıyor. Kalenin doğusunda Alanya Tersanesi yer alıyor. Kaleye koridorla bağlanan bir de kule bulunuyor. Adını yapıldığı tuğlanın renginden alan ve halk arasında “Kızıl Kule” olarak anılan yapı, neredeyse kalenin kendisinden daha ünlü. Kule, I. Alaeddin Keykubat’ın 1225’te yaptırdığı tersaneyi koruyordu. Alanya’da birbirinden güzel birçok plaj bulunuyor. Kalenin bulunduğu tarihi yarımadanın batısında yer alan Kleopatra Plajı bunlardan sadece biri. Uzunluğu iki kilometreyi bulan plajın kumu ince, suyu berrak ve sığ. Kleopatra Plajı’nın, Damlataş Plajı’nın hemen bitiminde yer aldığını da ekleyelim. Tarihsel dokuyla deniz sefasını kentsel bir yaşamdan kopmadan sevenler başta olmak üzere, her kesimin burada haz duyacağı bir şeyler bulması olanaklıdır.

İçindekiler