Levhaların Gücü

Levhaların Gücü

Sera gazı karbondioksitin atmosferdeki miktarını dengeleyen bir süreci aydınlatan bilim insanları, “levhalar olmasaydı dünya bitmeyen bir kışa girebilirdi” diyor.

Yazı ve Fotoğraf: Selcen Pirge 

Okyanuslar dolusu suyu, doğru bileşenlere sahip atmosferi olması gibi özellikleriyle birlikte aktif levhalarının bulunması da dünyayı özel bir gezegen yapıyor. Gezegenimizin tektonik levhaları, üstlerindeki okyanus tabanı ve kıtalarla birlikte hareket eden, hızları yılda 150 milimetreye varabilen büyüklü küçüklü parçalar. Levha hareketleriyle yerkabuğu yeraltına çekilip eriyor. Mesela, bir okyanus levhası başka bir okyanus levhasına ya da kıta levhasına yaklaşırsa, biri diğerinin altına dalıyor. Yavaş yavaş manto tabakasına kayan bu levha derinlere iniyor ve eriyor.

ABD’nin Maryland Üniversitesi’nden bilim insanlarının ünlü akademik dergi Science’ın 2016 Ocak sayısında yayımlanan araştırmaları, levha hareketlerinin aşağı yukarı 3 milyar yıl önce başlayarak kıtaların oluşmasına yol açtığını gösterdi. Araştırmayı yürüten Prof. Roberta Rudrick ve ekibinin çalışmasına göre, 3 milyar yıl önce yerkabuğunun ağırlıkça yaklaşık yüzde 11’i magnezyum oksitten oluşuyordu. Ancak yarım milyon yıl içinde bu oran yüzde 4’e düştü. Kıtaların temel maddesi olan granit, magnezyum açısından fakir bir kaya. “Granit olmadan kıtalar olmaz, suyu dünyanın derinlerine indirmeden de granit olmaz.” diyen Rudrick sözlerinin devamında, bir noktada levha hareketlerinin başlayarak, manto tabakasına çok miktarda su indirdiğini söylüyor.

TAZE KAYALARIN HÜNERİ

Levha hareketleri dünyayı sıcak tutan sera gazı karbondioksiti de geri dönüştürüyor. Kimyasal reaksiyonlarla atmosferden yerkabuğuna geçen karbon, yanardağ faaliyetleriyle tekrar atmosfere karışıyor. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden Prof. Josh West ve meslektaşlarının Nature dergisinde yayımlanan araştırmaları ilginç sonuçlar ortaya koydu. Dağ oluşumları sırasında yüzeye çıkan taze kayaların adeta bir sünger gibi atmosferdeki karbondioksiti emdikleri uzun zamandan beri biliniyordu. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Önü alınmamış olsaydı, bu süreç Himalayalar gibi büyük dağ sıralarının oluşumları sırasında, birkaç milyon yıl içinde atmosferdeki karbondioksit seviyesini öyle azaltırdı ki, dünyayı bitmeyen bir kışa sokardı. Ama böyle olmadı.”

Üniversiteden yapılan açıklamanın devamında, dağ oluşumu sırasında ortaya çıkan kayaların kimyasal ayrışma süreçlerinin benzer bir hızla atmosfere karbondioksit sağladığı ifade ediliyor. Güney Amerika’nın batı kıyıları boyunca uzanan, yaklaşık 7 bin kilometre uzunluğundaki And Dağları’ndaki kayaları araştıran Prof. West ve doktora öğrencisi Mark Torres, bu kayaların kimyasal ayrışma süreçlerinin önceden tahmin edildiğinden çok daha fazla karbon açığa çıkardığını tespit etti. Bol miktarda bulunan pirit adlı mineralin kimyasal olarak ayrışmasıyla, diğer minerallerden karbondioksit salınmasına neden olan asitlerin ortaya çıktığı belirtiliyor.

Fotoğraf: Prof. Josh West ile And Dağları’ndaki kayaları inceleyen doktora öğrencisi Mark Torres, karbondioksidin atmosferdeki oranını dengede tutan ilginç bir süreci aydınlatmayı amaçlıyor.

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on PinterestShare on VK

Paylaş: