Yeni Bir Çağ

Yeni Bir Çağ

Nüfusu 7 milyara ulaşan insan türü gezegenimiz üzerinde silinmez izler bırakıyor. Bu yüzden yerbilimciler jeolojik zaman şeridine yeni bir kesit eklemeyi tartışıyor. Son 200 yıldan itibaren bu yeni bölümün adı “insan zamanı” anlamına gelen “Antroposen” olacak.

Soğuk ve yağışlı bir hafta sonu Ankara’nın güneybatısındaki Kargalı köyüne ağaç dikmeye gitmiştik. Yıllar önceydi. Üniversite öğrenci topluluklarının düzenlediği etkinlikte geceyi köyün ilkokulunda yere serdiğimiz uyku tulumlarının içinde geçirecektik. Köylülerin “biz böyle iyiyiz” dememize rağmen yerde yatmamıza gönülleri razı olmamıştı. Gecenin ilerleyen saatlerinde kendimizi muhtarın Polatlı’daki askeri birlikten ödünç aldığı onlarca sahra döşekleri üzerinde şarkı ve türküler eşliğinde koca bir karavana dolusu dumanı tüten mercimek çorbası içerken bulmuştuk. Ertesi gün ağaç dikimi sonrasında köyün erozyon ile oyulmuş sığ vadilerinde yürürken dünyanın en ünlü yerbilimcilerinin adını duyduklarında düğmelerini saygıyla ilikledikleri Polatlı-Haymana Havzası içindeki Kırkkavak kaya oluşumu üzerinde olduğumuzdan habersizdik.

Doç. Dr. Yeşim İslamoğlu ve çalışma arkadaşlarının bu bölgedeki araştırması geçtiğimiz yıl Paris Ulusal Doğa Tarihi Müzesi’nin yayın organı Geodiversitas’ta yayımlandı. Araştırma Anadolu’nun 56 milyon yıl önce okyanus tabanından yükseldiği zamanlarda Ankara çevresindeki mangrov ormanlarının varlığını o dönemde yaşamış 21 tür denizminaresinin dökümüne dayanarak ortaya çıkarıyordu. Örneklenen denizminarelerinin büyük çoğunluğu bugün tropikal mangrov ormanlarının bulunduğu sığ deniz kıyılarında yaşayan, çok farklı tuzluluk düzeylerine uyum sağlayabilen türlere aitti. Çalışma ayrıca iki yeni tür denizminaresini bilim dünyasına kazandırdı. Ankara’nın mangrov ormanları aslında insanlığa önemli bir mesaj veriyordu.

Paleosen-Eosen
Geçişinde Ne Oldu?
Geçmişten ders almak, gelecekte olacakları kestirmek için önemli. Dünyanın jeolojik geçmişinde, günümüzde yaşadığımız insan kaynaklı iklim değişikliğine en benzer olay 56 milyon yıl önce Paleosen-Eosen (PE) geçişi döneminde yaşandı. Bu dönemde Hindistan’ın Asya kıtasına bindirmesi sonucunda Himalaya Dağları oluşmuştu. Amazon havzası ise And Dağları’nın yükselmesiyle henüz belirginleşiyordu. Dev nehir sisteminin akış yönü bugünkünden farklı olarak güneyden kuzeye doğruydu. Aynı zamanda Avustralya Antarktika’dan ayrılarak kuzeye doğru yönelmişti. Atlas Okyanusu da giderek genişliyordu. Anadolu ise Afrika’nın kuzeye kayması ile Tetis Okyanusu’nda yeni yeni yükselmeye başlamıştı. Bilim insanları gezegenin ayrı bölgelerinde Paleosen-Eosen geçişini gösteren yer katmanlarındaki izlere bakarak o dönemdeki ani karbon artışının nedenini ve sonuçlarını anlamaya çalışıyor. Tedirginlik uyandıran nokta Paleosen-Eosen geçişindeki karbon artış hızı günümüzdekinin 20’de biri bile değildi! Buna karşın bu dönemi izleyen 20 bin yıl içinde Yer ortalama 6 derece ısınmıştı. Havadaki karbonun geri tutulması 150 bin yıl sürdü. Bu süre içinde bitki örtüsü ve hayvan çeşitliliği köklü değişime uğradı. Tropikal canlılar gezegenin kutuplarına kadar yayıldı. Boston MIT araştırmacılarının geliştirdiği en güncel iklim modellerinden Integrated Global System Model (MIT-IGSM) ile yapılan hesaplamalar eğer karbon salımı durmadan devam ederse 1861-2100 arasında 5.1 derecelik artış öngörüyor. İnsanoğlunun geçmişte 20 bin yıl süren ısı değişimini 200 yıla sıkıştırdığını görüyoruz. Yeryüzündeki canlıların bu kadar kısa bir sürede böylesi hızlı bir ısınmaya uyum sağlayabilmesi mümkün değil.

Dünya Canlıları,
Canlılar Dünyayı Değiştiriyor
Yerbilimciler yerkabuğu katmanlarındaki kalıcı izlerden yola çıkarak dönemleri belirliyor. Örneğin başlangıçta atmosferde oksijen yoktu. 2.4 milyar yıl öncesinde tüm gezegeni bir kutuptan diğerine tümüyle donduran Huron Buzul Çağı, atmosferde oksijenin artmasını sağlayan “büyük oksitlenme”nin nedeni olmasa da tetikleyicisi kabul ediliyor. Özümseme (fotosentez) yapan canlılar sudaki oksijeni serbest hale dönüştürerek denizlerde çözünmüş olan demiri paslandırdı ve okyanus tabanına çökelmesini sağladı. Batı Avustralya’nın Dales Gorge bölgesindeki şeritli demir oluşumları oksijen düzeyinin o dönemdeki hızlı artışını gösteriyor. Katmanlardaki izlerin anlattıkları bu kadarla da kalmıyor.

Huron Buzul Çağı’nı başlatan neydi? Öyle ya, okyanus tabanından fokur fokur metan kabarcıklarının yükseldiği, metan üreten tekhücreli canlıların her yeri sardığı bir ortamda nasıl olup da meydan özümseme yapan canlılara kalmıştı?

Foto: Endüstri devrimiyle birlikte insan yerküre üzerinde köklü değişikliklere girişti. Özellikle sanayileşmeyle birlikte fosil yakıt tüketimi hızla arttı. Ulaşımın kolay olması nedeniyle deniz kıyısına kurulan sanayi tesislerinin atıkları hem küresel ısınmaya neden oluyor hem de denizlerdeki biyolojik çeşitliliği tehdit ediyor. Bütün bunlar yerküre üzerinde geri dönülmez jeolojik izler bırakıyor.

TÜPRAŞ RAFİNERİSİ, İZMİT / FOTOĞRAF: TURGUT TARHAN

ATLAS 2012 MART SAYI / 228

Yazı: UZAY SEZEN

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on PinterestShare on VK

Paylaş: