Anasayfa    Gezi       Kara Efsane

Kara Efsane

Uzaktayım. Acı ve işkenceyi görmek için buraya geldim. Uzaktayım. Bir keşiş gibi ıstırap çekemesem bile yola çıkabilir, yerimden yurdumdan kaçabilirim. Tanık olamasam da anımsayabilirim acı ve işkenceyi- keşiş ruhuyla. İspanya'nın kuzeyindeyim. Genzimde acı yosun kokusu. Okyanus rüzgârı, geçmişi geleceği birbirine savuruyor. Ben engizisyon müzesinin yerini soruyorum orta yaşlı bir teyzeye. Anlasın diye İspanyolca okunuşuyla söylüyorum: Enkizisyon!
Santillana del Mare'da, şimdi kapısından girdiğim engizisyon müzesinde birkaç canlı gölgeden biriyim. Ölmüş dirilmiş bir gölge. Yıkılmış yakılmış bir geçmişi arayan gölge. Kilisenin çanları içeriye değin vuruyor. Hazanın bozumunu kutluyor belki de bu çan sesleri, ya da geçmiş ölülerin, engizisyonda ıstırap çekenlerin ruhlarını kutsuyor.

Ülkedeki bildiğim, arayıp tarayıp bildiğim, tek işkence ve bir ölçüde engizisyon müzesinde gördüklerimin fotoğrafını çekmem yasak. Henüz müzenin bir kitabının olup olmadığını bilmiyorum, bu yüzden her işkence aletinin önünde dakikalarca duruyor, en küçük ayrıntısına kadar inceliyor, insanlara anlatmakta yetersiz kalabilirim, hafızam bu denli korkunç aleti kendi bünyesine istemeyebilir endişeleriyle, tüm gördüklerimi not defterime aceleyle çiziktiriyorum.
İşte demir sandalye. Sorgulama koltuğu. Üç yüzyıldan da eski. Hemen yanında bir gravürde benzeri resmedilmiş. Çıplak bir kadın oturtulmuş üzerine. Sandalyenin en önemli özelliği, bedene kusursuz sahip olma, kusursuz acı verme amacına göre tasarlanmış olması.

 
 Amerikan askeri, Felluce'de ihtiyar Iraklıya yatmasını mı öğretiyor yoksa kalkmasına mı yardım ediyor acaba?
Kurban, kollarını kıpırdatamıyor, çünkü her iki kolu da birer demir kolçakla sandalyeye bağlı. Kolçakların iç kısmı, yani kola batan kısmı, sivri demirlerle bezenmiş. Oturduğu, sırtını yasladığı, baldırlarını koyduğu yerler de aynı şekilde sivri demirlerle kaplı. Bacakları kavrayan, tek parça ahşap bir sıkıştırıcı, her iki yanından koca vidalarla tutturulmuş. Göğüste de sivri demirlerle güçlendirilmiş bir kemer var. Ruhu korumak uğruna, bedene acı çektiriyorlardı. Bedenin en küçük bir parçası, bu acıdan kurtulamıyordu. Neden demirdi bu sandalye? Çünkü meşalelerle ısıtılıyordu. Kurban, ısıtılan demir sandalyede itirafta bulunsun diye. Bugünkü elektrikli sandalyenin atası işte.

Göğüs koparma kancaları (yine kadınlar ve cadılar için), ölene dek beklediğin bir `çürüme koltuğu', ayakta duracak şekilde içine konulduğun, yüzünün örtüldüğü ve yine ölene değin çıkarılmadığın `Demir Bakire' kalıbı ve başka başka acı aletleri. Ya şuna ne demeli? `Mırıldanma' işkencesi. Şöyle, aşağı yukarı iki karış uzunluğunda demir bir çubuğun her iki yanı çatal şeklinde yapılmış, kurbanın çenesiyle göğsünün üst bölümüne sıkıştırılıyor. Dört sivri uç bedenine hafifçe saplanmış. Çeneni kımıldatamıyorsun. Engizisyon iktidarı, bedenin kımıldamasına dahi tahammül edemiyor. Konuşamıyorsun. Yalnızca mırıldanıyorsun. Zaten, engizisyon senin yalnızca mırıldanmanı (abiuro) istiyor. Aklından geçenleri kimse, hatta kendin bile duymayasın istiyor olmalı.

Thomas Mann'ın Büyülü Dağ romanında, bir aydınlanmacıyla bir Cizvit arasında engizisyon işkenceleri tartışılır. Duyarsız bir ruh, yasalara karşı çıktığında bir süre acımasız işkencelere hedef olursa, bunda ne kötülük vardır? Bu soruyu soran ve işkenceyi savunan kahraman, işkencenin ilerlemeci yanından da söz eder. Engizisyondan önce yalnızca Tanrı'nın adaleti vardı. Engizisyon döneminde suç değişmedi, yalnızca yargılama değişti. Saf adalet, yani Tanrı'nın adaleti yerine, suçlanan kişinin itirafını arayan engizisyon daha adildi. İtiraf yoksa ceza da yoktu. Kanıtlar çok güçlü olsa bile. Peki, gerçeği gizleyen insanın yüreğine ve zihnine nasıl girilecekti? Bu soruyu sorar Thomas Mann. `Ruh bile bile kötüyse o zaman insanın elle tutulur bedene yönelmekten başka çaresi kalmıyordu. Mantık, gerekli itirafın elde edilmesi için işkenceye başvurulmasının şart olduğunu söylüyordu.'
İşkence ve acının, akıldan ve mantıktan uzak olmadığını anlatıyor bu sözler. Canilik, bir mantığa dayanır. Geniş kitleler, günümüzde gazete ve televizyonlar, işkenceye bu yüzden ses çıkarmaz. Ortaçağ işkenceleri, barok katedrallerin süslediği güzel meydanlarda, halkın coşkulu katılımıyla bir şölene dönüştürülürdü. Ebu Garip Hapishanesi işkenceleri de dünya televizyonları, gazeteleri ve internet sayfalarında herkese gösterildi. Sonuç, bir iğrenme değil, onaylamaydı. İşkenceci iktidar, Irak'ta, Afganistan'da Amerikan halkının zihninde `hobit'ten farksız görünen insanların öldürülmesinden sorumlu iktidar, seçimleri kazandı.


Jan 17 2011 10:43AM

Yazı: Özcan Yüksek


1 2
 
  Arkadaşına yolla        Yazdır        Sık kullanılanlara ekle

#
#
#
#
#
Yorumlar (0)

Yorum ekleyebilirsiniz

 

Kayıtlı isminizin görüntülenmesini istiyorsanız, yorumunuzu yazmadan önce üye girişi yapınız.

Medeniyetlerin Buluştuğu Başkent
Hasankeyf
DEÜ-SAT’tan sualtı temizliği
“Foça Temiz Deniz 2012”
Şarköy’ün Derelerinde Yüzlerce Balık Ölüsü Görüldü
Olayla ilgili inceleme başlatıldı.
'Yarısı Yılan Yarısı İnsan'a en iyi belgesel ödülü
Belgesel, Anadolu'da yılanların şahı olarak bilinen Şahmara...
fotogaleri
Foto Atlas
Günün Karesi
Çok okunanlar
video galeri
Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da

 
  • Atlas Fotoğrafçısı Turgut Tarhan Off Road'da
  • Kalbin sırları
  • HES'lere karşı savaş müzik albümü oldu.
  • Hayvanların Keyif Dünyası
  • Doğanın Avcıları
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 3
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 2
  • Atlas- Columbia Nallıhan Bölüm 1
  • Kömürle Yanmak
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-1
  • Binbir Gece Masalları- Bilinmeyen Programı-2
  • Evrim ve Göz
  • Atnalı Yengeci: Yaşayan Taşıl
  • Darwin'in Karıncalarını İzleyin
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 1
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 2
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 3
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 4
  • Atlas-Doğadan Rize - Bölüm 5
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 1
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 2
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 3
  • Atlas-Columbia - Gizli Cennet Gökçeada Bölüm 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 5
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 4
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü Karagöl’e Çıkmak 1
  • Dünyanın İlk Masalı
  • Anadolu'nun İsyanı
  • Nükleere Karşı Yürü
  • Kardeş Türküler: Anadoluyu Vermeyeceğiz - Oi Oi
  • Kardeş Türküler Anadoluyu Vermeyeceğiz 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 3
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 1
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü-Uludağ 2
  • Atlas-Columbia Yürüyüşü 1
Nasıl kullanırım?
Önce resmin üzerine tıklayarak Duvar Kağıdı galerisini açın. Seçtiğiniz duvar kağıdının sağ altındaki büyüteç işaretine tıklayarak resmi büyütün. Büyük resmin üzerinde sağ tuşa tıklayın ve menüden Arkaplan Olarak Belirle'yi seçin.
Atlas yayın hayatına Nisan 1993'de başladı.Önümüzdeki yıl 20. yaşını kutlayacak. Atlas'ı kaç yıldır takip ediyorsunuz?